Çakmağımızı spreyimizle birleştirmek bizi çocukluk yıllarımıza götürüyor.
Alone in the Dark'ta mücadele edeceğimiz düşmanlar arasında oyunun hemen başında karşılaşacağımız duvarları saran ve insanları içine çeken gizemli yarığın şeytani etkisine girmiş insanlar olduğu kadar, korku filmlerinin emektar oyuncuları yarasalar ve fareler de var. Özellikle bu şeytani gücün etkisindeki deforme olmuş insanları tabancaya öldüremiyoruz. Mermilerimiz sadece sersemletici bir etkiye sahip düşmanlarımız üzerinde. Düşmanları öldürmemizin tek yolu ateş. Bu yüzden yanan bir mobilya parçası çok büyük öneme sahip bizim için. Her ne kadar ilginç bir çıkış notası olsa da, yapımcı arkadaşlar buna bir devamlılık ve sürpriz öğesi ekleyememişler. Bölüm tasarımlarındaki tek düzelik; bir süre sonra sıradanlaşan oynanışla birleşince sıkıcı hale gelen bir oyunla karşı karşıya kalıyoruz. Özellikle korkmamız gereken bir oyunda, ufak tefek detaylarla ve kontrollerin zorluğuyla uğraşmaktan korkmaya vakit kalmıyor. Elimizdeki sandalye bacağını tutuşturmaya çalışırken birçok sahneyi kaçırabiliyoruz. Hal böyle olunca, senaryo ürkütücü de olsa; kendimizi bir korku filmi içindeki Kemal Sunal gibi hissediyoruz.
Düşmanlarımızın yapay zekâsı ise ortalama bir yaratık zekâsında. Ne olduğu belirsiz bir yarığın etkisindeki düşmanlardan etrafımızı sarmalarını veya yanan bir evin içinde gerilla taktikleri uygulamalarını bekleyemeyiz.
Yerimizi yönümüzü bulmak için bir GPS en iyi dostumuz olabilir.