Devasa oyunlarında devasa hikâye ve evrenleri vardır. Şu an için İstanbul'un Türk oyunculara yetecek evrene ve hikâyeye sahip olduğunu söyleyebilirim. Bu olguları burada sizlere kısaca özetlemeye çalışacağım. Oyunun kendi sitesinde daha fazla bilgi bulmanız mümkün.
1957 yılında Dünya'ya bir göktaşı düşer. Etkisi çok büyük, yıkıcı ve acı doludur. İnsanlar bulundukları bölgelerden ayrılamaz hatta yataklarında uyuyamaz olmuşlardır. Bu göktaşı etrafı yıkmakla kalmamış yerin altından mı taşın içinden mi bilinmez efsanelerde duyduğumuz, masallarda okuduğumuz gerçek dışı diye bildiğimiz yaratıkların etrafı sarmasına neden olmuştur. Göktaşının verdiği hasar yetmezmiş gibi etrafı saran ucubeler yüzünden adeta İstanbul etrafı çitle çevrili bir bölge haline gelmiştir. Bölgedeki bazı insanlar bu gidişata dur demek, İstanbul'un dışına çıkmak için çaba harcamaya karar verirler.
Mansur Bey'de bunlardan birisidir. Kişiliği ve maddi durumundan dolayı saygı gören Mansur Bey bu kötü şartlarda halkın moralinin iyi olmasını ister. İnsanlara bu acı günleri unutturacak en azından gülmelerini sağlayacak etkinlikler yapılması taraftarıdır. Beyaz köşkünde fasıllar düzenler. Gene bu dönemde bir yabancı Eminönü limanında farklı gösteriler yapmaktadır. Gösteriler oldukça ilgi toplar çünkü açıklanamayan bu eğlence ciddi anlamda büyüdür. Mansur Bey Kuklacı adındaki bu yabancıyı köşküne çağırtır. Beraber büyü üzerine sohbet ederler. Sonucunda insanlara savaşta yardımcı olabilecek Eminönü'nde bolca bulunan farelerden farklı bir tür elde ederler. Fare görünüşündeki bu insansı grup bölgedeki insanlara hizmet edeler ve göktaşının getirdiği acı ile savaşırlar. Bu farklı tür, bölgedeki bazı kesimler tarafından eleştirilir. Bölge yönetim meclisi kararı ile bu türün üretimine dur emri çıkartılır. Kuklacı, Mansur Bey'e şu sözleri söyler "Eğer bu yapılırsa İstanbul düşer." ve sonrasında Meclis Jandarmaları ile Eminönü'nde bir savaş başlar. Galibiyet Beyaz Köşkün olur. Meclis kapatılmaz ama tek üstün güç olarak Beyaz Köşk ilan edilir. Beyaz Köşk karşıtları ve göktaşının laneti olan saklı türlerle savaş devam ederken Mansur Bey bir gece vefat eder.
Yıllar ilerlese de 1950'de kalan İstanbul hala savaş veriyordu. Agâh Efendi teşkilatın güçlenmesini sağlamıştı. Onca yıla rağmen gelişemeyen İstanbul kendini aşmaya başlamıştı. Göktaşının düştüğü bölgeye gönderilen keşif birliklerinin sayısı artırıldı. Savaş veren insanlar çoğaldıkça gizemin sırları da çözülmeye başladı. Günümüz ise sizin ellerinizde...