Turning Point: Fall of Liberty için Call of Duty'nin ABD'de geçen sürümü desek yanlış bir tanımlama yapmış olmayız. Her şey 2. Dünya Savaşı kavramı ile FPS oyunlarını buluşturan çizgide oluşuyor. Zaman zaman bir o yana bir bu yana; genelde de hep aynı yana doğru bir mücadele içerisindeyiz. "Şuraya git ama giderken oraya da uğramayı ihmal etme"; "caddedeki binaların tepesine rastgele tünemiş keskin nişancıları öldür"; "New York hava sahasını ihlal etmiş binlerce zeplinden biri bu tarafa geliyor bir zahmet patlatıver"; "bilmem kim zor durumdaymış, bir el at da şu batı kanadını koruyuverin, hadi aslanım"; "İnşaatçı olabilirsin ama süper kahraman da oluver be gözüm, Londra'nın da sana ihtiyacı var" gibi görevlerin üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Benzer oyunları düşününce kulağa çok da kötü gelmiyor. Kimse bir ikinci dünya savaşı oyunundan, özellikle de bu bir FPS ise, klişeleri yıkmasını beklememli.
Bütün bunların ışığında diyebiliriz ki; Turning Point: Fall of Liberty'yi ortalamanın üzerine çıkaracak gerekli malzeme var; hatta çok da yenilikçi ve öyle ya da böyle daha önce üstünde konuşulmamış bir senaryosu var. Hadi baklayı ağzımdan çıkarayım; bir de Unreal 3 motoru var. Peki kazın ayağı ne alemde?
Bu günlerde birçok oyunda bu ibare var. Ancak Spark çalışanları bana bu ibarenin anlamını unutturmayı başardılar.