Yolumuzu aydınlatan uçak enkazı eşliğinde deniz fenerine kadar yüzdükten sonra bizi oyunumuzun geçtiği distopik dünyaya sürükleyecek asansöre ulaşıyoruz... Denizin altındaki umut dünyasına... Rapture'a...
"Bir adamın alın teri kendisinin midir? Hayır, dedi Washington'daki adam. O, fakire ait olan. Hayır dedi Vatikan'daki adam. O, Tanrı'ya ait olan. Hayır, dedi Moskova'daki adam. O, herkese ait olan..."
Andrew Ryan'ın seçtiği yol bunların dışındaydı. İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkım ve umutsuzluktan farklı bir yol seçti... 1946 yılında Rapture'un temellerini attığında; aydın bilim adamlarının, seçme sanatçıların, özgür düşünen insanların, umutsuzluklara çare arayan çaresizlerin karşılıksız kabul edecekleri proje olmuştu. Ancak insanoğlu, hücrelerinin derinine işlemiş; belki de ona yaşama alanı sağlayan kötü özelliklerini su yüzeyinde bırakamamıştı. Hırs, öfke, bencillik, güç kazanma arzusu bir virüs gibi hızla esiri yapmıştı bu dünyayı da... Okyanusun dibinde, birbiriyle didişen dünyadan ne kadar uzaksa Rapture; aslında bir o kadar da yakındı ona... Rapture, hikayesi sıradan bir Soğuk Savaş mağduru ülke gibiydi artık.
Çalışanlar arasında çıkan isyanlar, Frank Fontaine isimli bir şahsın Andrew Ryan'a karşı işçileri örgütleyerek bir şirket kurmasının önünü açar. Denizde kendini yenileme yeteneği olan bir canlı keşfeden Bridgette Tenenbaum isimli bir biliminsanı ise Bay Fontaine ile yaşadığı duygusal ilişkinin doğal bir sonucu olarak bu deniz canlısından elde ettiği ADAM maddesini Andrew Ryan'a karşı pazarlamaya başlar. ADAM, genetik biliminin gidebileceği sınırları aşmış, bağımlılık yaratıcı etkisinin yanında insanlara çeşitli genetik özellikler katan bir madde olarak bir anda çok büyük önem kazanmıştır. ADAM'ın esiri olmuş topluluk ise fiziksel ve ruhsal olarak hızla yozlaşmaya başlar... Dejenerasyon, Fontaine ve Ryan'ın elinde birbirlerine karşı kullanacakları birer silah haline gelir...