Doom 3 multiplayer demonun olduğu kutsal topraklar boyunca ilerliyorduk; kalbimiz çarpıyordu. Bunu ne kadar zamandır beklediğimizi bile hatırlayamıyorduk.
Bilgisayarların kurulu olduğu küçük standlarda yerimizi aldık. Kontrolleri öğrendiğimiz kadarıyla kendimize göre ayarladık ve yeşil ışık için beklemeye başladık.
"Evet çocuklar, hazırız; iyi eğlenceler," sözlerini duymamızla birlikte kısıldı ve birden bilgisayar ekranındakiler hariç her şey aklımızdan çıktı.
Nihayet beklediğimize ulaşmıştık ve inanılmazdı. Doom 3 hatırladığımız Doom gibi değildi.
Hatırladığımız Doom pikselleri belli olan, parlak ışıklarla dolu iyi bir oyundan başka bir şey değildi. Bu Doom ise ürpertici, karanlık, şaşırtıcı şekilde gerçekçi ve bazen de biraz korkutucu bir oyundu. Her şey hayal ettiğim gibiydi.
Bize Doom 3 Multiplayer Demo'dan iki ekran görüntüsü verdiler. Bu ilki, oyunun olağanüstü detay seviyesini gösteriyor.
Bilmediğimiz bir haritada olmamıza rağmen, çabucak bir silah bulup rakiplerimizi aramaya başladık. Ama bir silah bulabilmemiz için öncelikle el fenerimizi kullanmamız gerekiyordu. Evet bu doğru: El feneri. Geliştiriciler oyun motorunu, sanal ile gerçek arasındaki çizgi bulanık olacak şekilde tasarlamış. Henüz ölmediğime bakarak, her şeyi doğru yaptığımı düşünürken, aniden gölgelerin içinden birisi zıpladı ve canımı kurtarmak için savaşmaya başladım. Geldiğini görmemiştim. Oyunun nasıl gerçekçi göründüğünü buradan anlayabilirdiniz.