Silent Hill, sis ile kaplanmış, önünüzü göremeyeceğiniz hayalet bir kasaba. Yollar kan damlalarıyla dolu... Oyun içi müzikler çok gerçekçi ve etkileyici - bir süre sonra oyunun anahtar öğelerinden biri olduğunu anlıyorsunuz. Eğer yalnız başına, gece ve karanlıkta oynuyorsanız korkudan zıplayacağınızı garanti ediyorum. Kalp hastası olanlarınızı ise uyarıyorum. Oyunun oynanışını öğrenmek çok basit. Oyuna başladıktan birkaç dakika sonra ne yapacağınızı öğreniyor ve "acaba şimdi ne yapmalıyım?" şeklinde bir soruyu kendinize oyun boyunca sormuyorsunuz. Oyunda çok stresli bölümler var; örneğin hastanede tek ışık kaynağınız feneriniz. Araştırdıkça etrafta insan dişi yaratıkların varlığını hissedip fenerinizden çıkan ışıkla gölgelerini görebiliyorsunuz.
Aydınlatma Silent Hill`in atmosferinde büyük bir rol oynuyor. Oyunun bazı bölümleri sadece fener ışığı ile oynanıyor.
Arkasında izler bırakarak gezinen, önlük ve yağmurluk giyen bir cellat gibi bazı canavarlar sınırları zorluyorlar. Baltası kendisi kadar büyük ve boş binaların duvarlarında yankılanan keskin ve tırmalayıcı bir ses çıkartıyor. Silent Hill'i mekan edinmiş olan iğrenç yaratıklardan daha korkutucu olan ise, oyun süresinde karşınıza çıkan yeni ve rahatsız edici karakterler.
Oyun sırasında ortaya çıktığı gibi kayboluveren ve kahramanımızın ölmüş olan karısı Maria'ya garip bir şekilde çok benzeyen Marie gibi karakterler ile karşılaşıyoruz. Director`s Cut versiyonunda ek konunun kahramanı Maria. Aynı zamanda James'in deli olup olmadığını, karısını öldürmüş olup olmayacağını düşünmeye başlıyorsunuz. Acaba suçlu mu bulunacaksınız?
Karakterler canavarlardan daha korkunç. Ortaya çıktığı kadar çabuk kaybolan inatçı küçük kız Laura gibi.