Bütün yeni teknolojiler kesintisiz bir geçiş sürecine gereksinim duyarlar, bazı ara geçiş düzeyi ürünler gerekebilir ve/veya en azından tüketiciyi özendirici bazı önlemler alınabilir. Intel (en sonunda) asıl Itanium'u 2001'de tanıttığında IA-64 mimarisi bazı olumsuz tepkilere yol açmıştı. Bunların asıl nedeni ürünlerin hatalı veya verimsiz olması değil; x86'dan IA-64'e geçisin kesintisiz olamayacak olmasıydı, çünkü eski yazılımlar yeni altyapıyla çalışmayacaklardı veya uyumlu olabileceklerin ise en azından yeniden derlenmeleri (compile) gerekecekti.
Pazarda oluşan isteksizlik nedeniyle Intel'in şimdi adı lekelenmiş bir markayı ayakta tutmaya çabalaması gerekiyor. Geçen Ekim ayında Microsoft da "işlemci başı" yazılım lisanslarında düzenlemeye giderek "çift çekirdekli" işlemcilerin artık tek işlemci gibi değerlendirileceğini ve lisans fiyatlarının buna göre düzenleneceğini bildirmişti. Bu haber biraz daha önce olsa Intel'i oldukça sevindirecekti, ancak haber tam da Intel çift çekirdekli yerine tek çekirdekli Itanium işlemcilerin sunucu çözümleri açısından daha hesaplı oldup olmadığını tartıştığı sırada gelmişti.
Bir sonraki soğuk duş Ocak ayında, Microsoft'un XP ailesini Itanium altyapılara genişletmeyeceğini açıklamasıyla gelmiş oldu. Her ne kadar XP aslında kullanıcı düzeyi bir işletim sistemi olsa ve Itaniumlar sunucularda kullanılsa da, bu durum Microsoft Itanium'a uzak duruyor olarak algılandı. En sonunda geçen Şubat ayında Microsoft sessizce x64 mimarisi için Windows Server Datacenter 2003 geliştirdiğini fısıldadı; öyle ki teknik editörlerin bile durumdan bir ay sonra haberi olabildi. "x64" takma adı aslında hem AMD64, hem de EM64T mimarilerini kapsadığından yalnızca "Intel" için olacağı da söylenemezdi.
Intel aynı hatayı ikinci kez yapmamak için tek çekirdekli x86'dan çift çekirdekli EM64T teknolojisine geçişi yumuşatmak adına, bu kez bir "atlama taşı" teknoloji üzerinde çalışma kararı aldı. 2002 yılında Intel kumarı "Hyperthreading (HT)" teknolojisinden yana oynadı. Ancak bu teknoloji diğer unsurlar tarafından o kadar tehdit edildi ki, geleceğin "çok çekirdekliler" dünyasına hazırlık olarak sunulan HT tüketicilerin elinde eskimeye yüz tuttu.
HT aslında Intel mühendislerinin gecikme sorunuyla savaşma konusunda attıkları verimli adımlardan yalnızca bir tanesi - tek çekirdekli işlemcilerin yarı saat tıkı (clock) zamanı süresinde hiç birşey yapmadan oturdukları bir gerçek. 1990'lerın ortasında Intel tek-işlemli (single-thread) uygulamaların işlemcinin ancak %35'ini kullanabildiğini keşfetti. Biraz daha karmaşık bir yapıya geçerek işlemcinin bu boş kısımda en azından bir ek işi daha yürütebileceğini anlamakta da gecikmediler. Bunu sağlamanın tek yöntemi her "işi" kendine ait bir işlemcisi olduğuna "inandırmaktan" geçiyordu - kütükleriyle (register), ön belleğiyle, FSB bağlantısıyla beraber. Sonuçta HT iki işin zaman çizelgesini hazırlıyor ve birkaç işlem 1.'ye, sonra birkaç işlem 2.'ye ayırıyor ve iki işin yönergeleri kesinlikle birbirine karıştırılmıyor. Diğer bir deyişle HT iki adet yönergenin birbirine bulaşmadan işlemesine izin vermek üzerine çalışıyor.
HT'nin ilk göze çarpan artısı özel yazılım gerektirmemesi - işleyen iki programın diğerinden haberi bile olmuyor. Hiçbir iş "bölünmüş" bir ortamda çalıştığını algılamıyor ve tüm işlemcinin yalnızca "kendisine ait" olduğunu düşünüyor. Sonuç olarak aslen tek işlemci için derlenmiş yazılımların eşanlı çalışma için yeniden derlenmesi gerekmiyor ve saat hızları da artırılmadan belli bir oranda hız da artırılmış oluyor.
Bunun tam tersi olarak Itanium'un IA-64 mimarisi yazılımların çok işli çalışma yapısı gözetilerek geliştirilmesini ve eskilerin de yeniden derlenmesini gerektiriyor. Bu yaklaşım - halen Itanium 2 dizisinde kullanılıyor - Açık Eşanlı Yönerge Takımı (Explicitly Parallel Instruction Set, EPIC) adıyla anılıyor. Bu terim işleyen yazılımın iş yükünün nerelerde bölüneceğini "açıkça bilmesi" anlamına geliyor.